UHT sütün macerası

 

Süt için kutu değil, kutu için süt: UHT Kutu süt

Yakın zamanda çeşitli verilerlerle üç ayrı süt üretim çiftliğini ve iki ayrı süt fabrikasını görmek şansına sahip oldum. Ben aslında endüstriyel süt üretimi ve işlemesini makalelerden okudum, ilk defa gördüm. Geleneksel üretimde süt sağılır, sütçüler aracılığıyla tüketiciye ulaştırılır, bir taşım kaynatılır, içilir ya da yoğurt, kefir vb. yapılır. Bu durum aslında “sütün mantığına” en yakın olandır, yani “anneden bebeğe” ve “aracısız”. Oysa endüstriyel süt işleme tesisleri sütle tüketici arasına ciddi bir mesafe koyar. Bu mesafe üretim alanı ve tüketim bölgesinden çok, kilometrelerce çelik boru ile ortaya çıkmaktadır. Şehitler büyümüş, üretim uzak bölgelerle sınırlı kalmıştır. Şehre göç arttığından, aslında küçük çaplı üretim yapanlar da zaten sistemin dışına atılırlar, tek seçenekleri sütü toplayanlara vermektir. Ama iş orada kalmaz, zira sütün bir şekilde ambalajlanması da gereklidir. Günümüzün en iyi şartlarında bu ambalaj cam şişedir. Oya piyasadaki sütlerin büyük bölümü karton kutular ya da plastik ambalajlarda satılır, bu durum nedensiz değildir. Karton kutuların en önemli özelliği ise, bunu üretenin “tekel” olmasıdır.

 

 

“Yeşil çayırların mutlu inekleri”, reklamla pazarlanan Disney hayalleri

 

Önce süt fabrikasına üretim yapan çiftlikleri anlatalım. Bunlar ülkemizdeki “ari”, yani “hastalıktan muaf” üretim belgesi olanlardan (sayıları çok az)  birkaçı. Ne var ki “çiftlik” dediğimize bakmayın, üzeri eternitle kapatılmış barınaklar. Saman balyaları, GDO yem çuvalları ile birleştirilip yiyecek hazırlanıyor, bunlar bürokrasiyi aşabilmiş olanlar. Hayvanların hepsi Amerika’dan ithal edilmiş Holstein denen süt inekleri. Bunların yavrulamaları içi gereken döl de Amerika’dan ithal ediliyor, malum memleketimizde boğa yok ya da dölleri bunlara yetmiyor. yani bize reklamlarda gösterilen “çayırda otlayan mutlu inekler” tamamen hayal ürünü (Disney yapımı). Her ineğe dolaşması için verilen alan ise 5 metre kare, en fazla çiftliğin sınırına kadar volta atabiliyorlar. Bu durum elbette bir süre sonra tırnaklarına yansıyor, ayağı taşa deymeyen hayvanın, hele hele günde 30-40 litre süt verirken, ayaklarının sağlıklı kalması mümkün değil (işte burada gezinin muhteşem birinci bilgisi ortaya çıkıyor, “tırnakları hastalanan inekler gebe kalmakta da zorlanıyorlar” (“ayağını üşütme çocuğun olmaz” öğüdünün inek versiyonu). Günlük rekor 65 litre, sütün yağ içeriği nedeniyle sudan hafif olduğunu varsaysak bile, 60 kiloluk bir bedene karşılık geliyor.

 

Sütün çelikle dansı

Ari çiftlikten toplanan ari süt fabrikaya giriyor. Bir üretim tesisinin sütü günde binlerce ton işleyebilen fabrikayı beslemeye yetmeyeceği için başka yerlerden de süt toplanıyor. Gelen süt ilk önce “seperatör” adı verilen döner sisteme (santrifüj) sokuluyor. Aynı aşama mıdır, yoksa başka bir ara basamak mı çözemedim, bu sırada sütün kokusu da uzaklaştırılıyor. Bir önceki gezide “sütün kokusunu neden alıyorsunuz ki?” diye sormuştum “ahırdan geliyor” diye saçma bir cevap vermişlerdi, sanki sütü ahırın zemininden topluyorlar. Beri yandan sütün içine düşmüş olabilecek saman, meme hücresi gibi unsurlar uzaklaştırılıyor. Bizi gezdiren arkadaşımız “meme kanalından dökülen (somatik) hücre sayısı çok fazla” diyor, 1000 litre (bir ton) sütten çıkmış yaklaşık yarım litre çökeltiyi gösteriyor. Bu tablo size reklamlarda sık sık gösterilen “çamaşır makinesinin kireç tutmuş borusu” ya da “elektrik süpürgesinin torbasından” farklı bir görüntü değil. “Aaa, ööö” dememizi bekliyor, ama böyle bir tepki almıyor. Sanki insanın sümüğü ya da salyası yok! “Efendim” diyorum, “hayvandan günde 40 litre süt almaya kalkarsanız, değil süt kanalının hücresi (somatik hücre), memesi bile sağma makinesinin içine düşer”. İşte o an bizi gezdiren veteriner arkadaşımız da gülüyor, besbelli ne demek istediğimi anlıyor.

 

Sütün daha sonra nereye girdiğini hiç görmüyoruz. Kilometrelerce çelik borunun içinde önce kaymağı alınıyor, sonra “standardı tutturmak adına bir miktar yağ süte geri karıştırılıyor. Derken “homojenizatör” adı verilen basınç ünitesinde yaklaşık 2000 metre su derinliğine eşdeğer bir basınçla yağ kırılıyor. Bu sırada sütte de elbette bir takım değişiklikler oluyor ve ekşime özelliği ortadan kalkıyor. Kaybedilen benim anladığım kadarıyla son derece gerekli olan ve sütün değerinin önemli bir kısmını oluşturan sülfürlü bileşikler, “kokusunu almak” dedikleri aşama da buna neden oluyor. Oysa “uçurarak” kaybettirdikleri ya da “yağı kırılsın” diye yok ettikleri bileşikler DNA’nın kontrolünden tutun, bağışıklık sisteminin iyi çalışmasına kadar pek çok işe yarıyor (en değerli olanlar en kırılgan olanlardır, sevgi gibi). Ve derken “ari” sütün, en ari son aşaması geliyor, süt Boyle kanunu gereği basınç altında 140 derece sıcaklığa çıkarılıyor. UHT (Ultra High Temperature, çok yüksek sıcaklık) denen bu aşama müstesnadır, sütün içerisindeki canlı unsurların bütününü yok ediyor. Bu durum sadece “faydalı bakteri” denen probiyotikler açısından değil, bütün “kritik bileşenler” adına bir sonlanma noktası. Süt beyaz, tadı olmayan, akışkanlığı artmış bir “şeye” dönüşüyor. Oysa en azından sülfür içeren, süte değerini veren, aslında ineğin değil, işkembedeki bakterilerin yaptığı metionin, sistein gibi sülfürlü amino asitler ve B vitaminleri UHT denen yüksek sıcaklık ve basınç işlemiyle tamamen bozuluyor. Zira UHT kutu süt, yoğurt yapılamamasının ötesinde, kutu açılsa bile ekşimiyor, ama küf kokusuyla kesiliyor. İşte bizde de çocuklarımıza bunu “sağlıklı süt” olarak içirmemiz bekleniyor.

Süt değil, “kutu” satışı düşüyor

UHT işleminin sütün biyolojik yapısına verdiği zarar bu kadar aşikar iken, neden bunda ısrar edildiği ciddi bir tartışma konusuydu. UHT kutu süt uzun ömürlüdür, ama uzun ömrünü steril olmasına değil, içerisinde bozulabilecek, yani besleyici, hiçbir unsur içermemesine borçludur. Nitekim fabrikayı dolaşırken verilen kulaklıklar, bir lokomotifin içindeymiş hissi veren gürültünün yanı sıra, “anlatanı duyabilmemiz” için de gerekliydi. Fabrika sütün “anneden bebeğe” manasıyla ciddi tezat ciddi bir enerji harcar ve bunu da sütün doğal yapısını “bozmak” adına kullanır. Ancak esas gerekçe kendini aslında bütün bu çelik boru yığını, vana mantarları ya da sıcaklık değiştiriciler (“heat exchanger”, bu son derece doğru tanımlama arkadaşlarım tarafından “fotoğrafın ne olduğu bilinmeden” söylenmiştir: UHT) aşamalarında “etiketten” gösterir.

İşte o zaman bu yazının başlığı da kendiliğinden oluşur: Süt için kutu değil, “kutu için süt” üretilmektedir, milletin sütçüye ya da günlük pastörize süte itibarını iade etmesinin yarattığı esas sorun da budur.

Süt değil, kutu satışı düşüyor!

| Kategoriler: Saanen Keçisi, Keçi Sütü | Tags: Keçi Sütü , Saanen Keçisi | Yorumlar: (0) | İzlenme sayısı: (160) | Geridön

Yorum Ekle

Hakkımızda

Hakkımızda, Saanen keçi çiftliği kurma kararını almak tüm ailemizin tamamı ile ortak aldığı bir karardı. Kendim ziraat mühendisiyim ancak saanen keçi ihtiyaçları üzerinde uzunca bir araştırma yaptık. Nelere ihtiyaç duyuyor, nasıl en iyi verimi verir, nasıl sağlıklı uzun bir yaşamı olur, nasıl beslenir, hangi şartlarda ürer, kısacası saanen keçisi çok verimli bir ırk, doğru şartlar sağlanırsa vermek için kendini paralıyor yeter ki bacağından tutup çekilmesin.

Türkiye’nin en modern 1000 başlık saanen keçi çiftliği bu şekilde ortaya çıktı. “Tüm hayvan dostlarının ziyaretine açığız”

Daha Fazlası
Son Haberler
  • Bon SC, Yeni web sitesi tasarlama kararı aldı.

    22 Kasım, 2017
  • Yeni doğumlar ile ailemize yeni keçiler katıldı

    8 Aralık, 2017
  • Herkese mutlu yıllar dileriz!!!

    28 Aralık, 2017
  • 1000 sağmal olan kapasiteyi doldurmak için çalışmalar başladı!

  • Damızlık Fransız safkan dişi ve Teke 

  • satışlarımız devam ediyor

  • 2019 için hayvan satışı talepleri alınmaya başladı.

 

Etiketler
Saanen Keçisi Süt Keçisi Keçi Saanen Tekesi Safkan Saanen Keçi Sütü Saanen #damızlık #hayvancılık #küçükbaş #çiftlik
İletişim

Tüm sorularınızı samimiyetle cevaplamaya hazırız.

Adres: 7313 sok no:24 çakaltepe mah. Menderes İzmir Türkiye

Telefon: (+090)-532-547-6922

Email: info@bonsc.com.tr

Skype: Bon SC

Website: www.bonsc.com.tr

Facebook: https://www.facebook.com/bonscsut

Twitter: https://twitter.com/Bonsafkansaanen

Youtube: https://www.youtube.com/channel/UCQMoGsuMO0wXXTq4xWQzt0A

Instagram: sutbon